Sureler Furkân Şuarâ Neml
26 - Şuarâ (şairler) Suresi
طٰسٓمٓۜ١1Tâ-sîn-mîm.
تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْمُب۪ينِ٢2Bunlar, apaçık kitabın âyetleridir.
لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ اَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَ٣3İman etmiyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin!
اِنْ نَشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَٓاءِ اٰيَةً فَظَلَّتْ اَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِع۪ينَ٤4Biz istesek onlara gökten bir mûcize indiririz de derhal ona boyun eğerler.
وَمَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنَ الرَّحْمٰنِ مُحْدَثٍ اِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِض۪ينَ٥5Ne zaman rahmândan kendilerine yeni bir uyarı gelse mutlaka bundan yüz çevirmektedirler.
فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَأْت۪يهِمْ اَنْبٰٓؤُ۬ا مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ٦6Hep yalanladılar, fakat alay edip durdukları şeylere ait bilgiler yakında onlara gelecektir!
اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى الْاَرْضِ كَمْ اَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ٧7Peki o inkârcılar yeryüzüne hiç bakmazlar mı? Orada her türden nice değerli bitkiler çıkarmışızdır.
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ٨8Şüphesiz bunlarda alınacak büyük bir ders vardır; ama çoğu iman etmezler.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟٩9Şüphesiz rabbin, işte O, mutlak güçlüdür, engin merhamet sahibidir.
وَاِذْ نَادٰى رَبُّكَ مُوسٰٓى اَنِ ائْتِ الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَۙ١٠10-11Hani rabbin Mûsâ’ya, şöyle seslenmişti: "O zalimler topluluğuna, Firavun’un kavmine git. Onlar (zulümden) hâlâ sakınmayacaklar mı?"
قَوْمَ فِرْعَوْنَۜ اَلَا يَتَّقُونَ١١
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِۜ١٢12Mûsâ, "Rabbim! Doğrusu beni yalancılıkla suçlamalarından korkuyorum;
وَيَض۪يقُ صَدْر۪ي وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَان۪ي فَاَرْسِلْ اِلٰى هٰرُونَ١٣13Göğsüm daralıyor, dilim dolaşıyor; onun için bu elçilik görevini Hârûn’a yükle.
وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنْبٌ فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِۚ١٤14Ayrıca ben onlar nezdinde suçluyum; bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum" dedi.
قَالَ كَلَّاۚ فَاذْهَبَا بِاٰيَاتِنَٓا اِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ١٥15Allah, "Hayır, asla böyle olmayacak!" buyurdu. "Haydi ikiniz de mûcizelerimizle gidin. Şüphesiz biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz."
فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَٓا اِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ١٦16-17Firavun’a gidin ve deyin ki: "Gerçekten biz, İsrâiloğulları’nı bizimle beraber göndermen için âlemlerin rabbinin elçisiyiz."
اَنْ اَرْسِلْ مَعَنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۜ١٧
قَالَ اَلَمْ نُرَبِّكَ ف۪ينَا وَل۪يداً وَلَبِثْتَ ف۪ينَا مِنْ عُمُرِكَ سِن۪ينَ١٨18(Makamına vardıklarında Mûsâ’ya) Firavun şöyle dedi: "Biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?
وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّت۪ي فَعَلْتَ وَاَنْتَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ١٩19Sonunda yapacağını yaptın. Sen nankörün birisin!"
قَالَ فَعَلْتُـهَٓا اِذاً وَاَنَا۬ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۜ٢٠20Mûsâ, "Ben" dedi, "O işi, (sonunun ölüme varacağını) bilmeden yaptım.
فَفَرَرْتُ مِنْكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ ل۪ي رَبّ۪ي حُكْماً وَجَعَلَن۪ي مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ٢١21Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra rabbim bana doğru karar vermeyi öğretti ve beni peygamberlerden biri yaptı.
وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَيَّ اَنْ عَبَّدْتَ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۜ٢٢22O nimet diye başıma kaktığın şeye gelince o da İsrâiloğulları’nı kendine kul köle etmenden ibarettir."
قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَم۪ينَ٢٣23Firavun, "Âlemlerin rabbi de kimdir?" diye sordu.
قَالَ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ مُوقِن۪ينَ٢٤24Mûsâ, "Eğer gerçeğe inanmaya yatkınlığınız varsa bilin ki O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin rabbidir" diye cevap verdi.
قَالَ لِمَنْ حَوْلَـهُٓ اَلَا تَسْتَمِعُونَ٢٥25Firavun yanında bulunanlara, "Ne dediğini duydunuz değil mi?" dedi.
قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ٢٦26Mûsâ, "O, sizin de rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da rabbidir" dedi.
قَالَ اِنَّ رَسُولَكُمُ الَّـذ۪ٓي اُرْسِلَ اِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ٢٧27Firavun, "Size gönderilen bu elçiniz mutlaka aklını yitirmiş" dedi.
قَالَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ٢٨28Mûsâ devamla şunu söyledi: "Şayet aklınızı kullanırsanız anlarsınız ki O, doğunun, batının ve bu ikisi arasında bulunanların rabbidir."
قَالَ لَئِنِ اتَّخَذْتَ اِلٰهاً غَيْر۪ي لَاَجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُون۪ينَ٢٩29Firavun, "Benden başkasını tanrı edinirsen, yemin ederim ki seni zindanlarda süründürürüm!" dedi.
قَالَ اَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَيْءٍ مُب۪ينٍ٣٠30Mûsâ, "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?" diye sordu.
قَالَ فَأْتِ بِه۪ٓ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ٣١31Firavun, "Doğru söyleyenlerden isen, haydi getir onu" diye karşılık verdi.
فَاَلْقٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُب۪ينٌۚ٣٢32Bunun üzerine Mûsâ asâsını atıverdi; bir de ne görsünler, asâ düpedüz bir yılan oluvermiş!
وَنَزَعَ يَدَهُ فَاِذَا هِيَ بَيْضَٓاءُ لِلنَّاظِر۪ينَ۟٣٣33Sonra elini çıkardı; o da bakanlara beyaz ışık saçan bir şey oluvermiş!
قَالَ لِلْمَلَأِ حَوْلَـهُٓ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ عَل۪يمٌۙ٣٤34Firavun, adamlarına şöyle dedi: "Doğrusu bu, çok bilgili bir sihirbaz!
يُر۪يدُ اَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ بِسِحْرِه۪ۗ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ٣٥35Yaptığı sihirle sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Buna karşı ne buyurursunuz?"
قَالُٓوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۙ٣٦36Dediler ki: "Onu ve kardeşini bir süre alıkoy ve sihirbaz toplamak üzere şehirlere (adamlar) gönder;
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَل۪يمٍ٣٧37Bütün bilgili sihirbazları sana getirsinler."
فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِم۪يقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍۙ٣٨38Böylece sihirbazlar belli bir günün ilân edilmiş vaktinde bir araya getirildi.
وَق۪يلَ لِلنَّاسِ هَلْ اَنْتُمْ مُجْتَمِعُونَۙ٣٩39Halka, "Siz de toplantıya gelmiyor musunuz?" denildi.
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ اِنْ كَانُوا هُمُ الْغَالِب۪ينَ٤٠40"Sihirbazlar üstün gelirlerse -ki ümidimiz budur- herhalde onların yolundan gideriz."
فَلَمَّا جَٓاءَ السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ اَئِنَّ لَنَا لَاَجْراً اِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِب۪ينَ٤١41Sihirbazlar geldiklerinde Firavun’a, "Eğer üstün gelen biz olursak herhalde bize bir ödül vardır, değil mi?" dediler.
قَالَ نَعَمْ وَاِنَّكُمْ اِذاً لَمِنَ الْمُقَرَّب۪ينَ٤٢42Firavun, "Evet", dedi; "O takdirde gerçekten has adamlarımdan olacaksınız."
قَالَ لَهُمْ مُوسٰٓى اَلْقُوا مَٓا اَنْتُمْ مُلْقُونَ٤٣43Mûsâ sihirbazlara, "Ne atacaksanız atın!" dedi.
فَاَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ اِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ٤٤44Bunun üzerine iplerini, değneklerini yere attılar ve dediler ki: "Firavun’un üstün gücü adına, elbette üstün gelen biz olacağız."
فَاَلْقٰى مُوسٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَۚ٤٥45Sonra Mûsâ da değneğini yere attı; bir de ne görsünler, onların düzmece nesnelerini yutuveriyor!
فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِد۪ينَۙ٤٦46Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
قَالُٓوا اٰمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ٤٧47-48"Âlemlerin rabbine, Mûsâ ve Hârûn’un rabbine iman ettik" dediler.
رَبِّ مُوسٰى وَهٰرُونَ٤٨48"Âlemlerin rabbine, Mûsâ ve Hârûn’un rabbine iman ettik" dediler.
قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۚ اِنَّهُ لَكَب۪يرُكُمُ الَّذ۪ي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَۚ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَۜ لَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ اَجْمَع۪ينَ٤٩49Firavun dedi ki: "Benin size izin vermemi beklemeden ona iman ediyorsunuz, öyle mi? Anlaşılan o, size sihri öğreten üstadınızmış! Ama şimdi göreceksiniz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım!"
قَالُوا لَا ضَيْرَۘ اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَۚ٥٠50"Zararı yok" dediler, "Nasıl olsa biz rabbimize dönüyoruz.
اِنَّا نَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَايَانَٓا اَنْ كُنَّٓا اَوَّلَ الْمُؤْمِن۪ينَۜ۟٥١51İlk iman edenler olduğumuz için rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz."
وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَاد۪ٓي اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ٥٢52Mûsâ’ya, "Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz" diye vahyettik.
فَاَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۚ٥٣53Firavun da asker toplamak üzere şehirlere adamlar gönderdi.
اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَشِرْذِمَةٌ قَل۪يلُونَۙ٥٤54(Adamlarına) "Bunlar, sayıları az, önemsiz bir topluluk;
وَاِنَّهُمْ لَنَا لَـغَٓائِظُونَۙ٥٥55Fakat bize karşı nefretle doludurlar.
وَاِنَّا لَجَم۪يعٌ حَاذِرُونَۜ٥٦56Biz de kuşkusuz tedbirli, tek vücut bir topluluğuz" (dedi).
فَاَخْرَجْنَاهُمْ مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ٥٧57-58Daha sonra onları (Firavun ve topluluğunu) bahçelerden, pınarlardan, hazinelerden ve değerli bir konumdan mahrum ettik.
وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَر۪يمٍۙ٥٨
كَذٰلِكَۜ وَاَوْرَثْنَاهَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۚ٥٩59İşte böyle; Bu nimetleri onların yerine İsrâiloğulları’na verdik.
فَاَتْبَعُوهُمْ مُشْرِق۪ينَ٦٠60(Olaya gelince) Arkadan Firavun ve adamları gün doğarken onlara yetiştiler.
فَلَمَّا تَـرَٓاءَ الْجَمْعَانِ قَالَ اَصْحَابُ مُوسٰٓى اِنَّا لَمُدْرَكُونَۚ٦١61İki topluluk birbirini görünce, Mûsâ’nın adamları, "İşte yakalandık!" dediler.
قَالَ كَلَّاۚ اِنَّ مَعِيَ رَبّ۪ي سَيَهْد۪ينِ٦٢62Mûsâ, "Hayır! Eminim ki rabbim benimledir, bana bir çıkış yolu gösterecektir" dedi.
فَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَۜ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظ۪يمِۚ٦٣63Bunun üzerine Mûsâ’ya, "Asân ile denize vur!" diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı, her parça koca bir dağ gibi oldu.
وَاَزْلَفْنَا ثَمَّ الْاٰخَر۪ينَۚ٦٤64Ötekilerini de oraya getirdik.
وَاَنْجَيْنَا مُوسٰى وَمَنْ مَعَهُٓ اَجْمَع۪ينَۚ٦٥65-66Mûsâ ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardıktan sonra ötekilerini suda boğduk.
ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَر۪ينَۜ٦٦
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ٦٧67Şüphesiz bunda inandırıcı işaretler vardır; ama çokları imana gelmiş değildir.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟٦٨68Şüphesiz rabbin, işte O, mutlak güçlüdür, engin merhamet sahibidir.
وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ اِبْرٰه۪يمَۢ٦٩69Onlara İbrâhim’in öyküsünü de anlat.
اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَا تَعْبُدُونَ٧٠70Hani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" diye sormuştu.
قَالُوا نَعْبُدُ اَصْنَاماً فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِف۪ينَ٧١71"Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz" diye cevap verdiler.
قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ اِذْ تَدْعُونَۙ٧٢72İbrâhim, "Peki ama" dedi, "Yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?
اَوْ يَنْفَعُونَكُمْ اَوْ يَضُرُّونَ٧٣73Yahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı?"
قَالُوا بَلْ وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا كَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ٧٤74"Hayır ama biz atalarımızı böyle yapar bulduk" dediler.
قَالَ اَفَرَاَيْتُمْ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ٧٥75-76İbrâhim dedi ki: "İyi de sizin ve önceki atalarınızın neye taptığınızı hiç düşündünüz mü?
اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمُ الْاَقْدَمُونَ٧٦
فَاِنَّهُمْ عَدُوٌّ ل۪ٓي اِلَّا رَبَّ الْعَالَم۪ينَۙ٧٧77İyi bilin ki âlemlerin rabbi dışında taptıklarınız benim düşmanımdır;
اَلَّذ۪ي خَلَقَن۪ي فَهُوَ يَهْد۪ينِۙ٧٨78O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir.
وَالَّذ۪ي هُوَ يُطْعِمُن۪ي وَيَسْق۪ينِۙ٧٩79Beni yediren ve içirendir.
وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْف۪ينِۖ٨٠80Hastalandığım zaman bana şifa verendir.
وَالَّذ۪ي يُم۪يتُن۪ي ثُمَّ يُحْي۪ينِۙ٨١81Canımı alacak olan, sonra beni yeniden diriltecek olandır.
وَالَّـذ۪ٓي اَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ ل۪ي خَط۪ٓيـَٔت۪ي يَوْمَ الدّ۪ينِۜ٨٢82Hesap günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum yine O’dur.
رَبِّ هَبْ ل۪ي حُكْماً وَاَلْحِقْن۪ي بِالصَّالِح۪ينَۙ٨٣83Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
وَاجْعَلْ ل۪ي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْاٰخِر۪ينَۙ٨٤84Arkadan gelecekler içinde iyilikle anılmayı bana nasip eyle!
وَاجْعَلْن۪ي مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّع۪يمِۙ٨٥85Beni, naîm cennetine girenlerden eyle!
وَاغْفِرْ لِاَب۪ٓي اِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۙ٨٦86Babamı da bağışla; kuşkusuz o doğru yoldan sapanlardan oldu.
وَلَا تُخْزِن۪ي يَوْمَ يُبْعَثُونَۙ٨٧87-89İnsanların diriltileceği gün ve Allah’a temiz bir kalple gelenler dışında malın da çocukların da fayda vermeyeceği gün beni mahcup etme!"
يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ٨٨88İnsanların diriltileceği gün ve Allah’a temiz bir kalple gelenler dışında malın da çocukların da fayda vermeyeceği gün beni mahcup etme!"
اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍۜ٨٩89İnsanların diriltileceği gün ve Allah’a temiz bir kalple gelenler dışında malın da çocukların da fayda vermeyeceği gün beni mahcup etme!"
وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّق۪ينَۙ٩٠90O gün cennet, takvâ sahiplerine yaklaştırılır.
وَبُرِّزَتِ الْجَح۪يمُ لِلْغَاو۪ينَۙ٩١91Cehennem de küfre sapmış olanlara açıkça gösterilir.
وَق۪يلَ لَهُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ٩٢92-93Onlara, "Allah’ı bırakıp da taptıklarınız nerede? Size yardım edebiliyorlar veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir.
مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ هَلْ يَنْصُرُونَكُمْ اَوْ يَنْتَصِرُونَۜ٩٣93Onlara, "Allah’ı bırakıp da taptıklarınız nerede? Size yardım edebiliyorlar veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilir.
فَكُبْكِبُوا ف۪يهَا هُمْ وَالْغَاوُ۫نَۙ٩٤94-95Artık onlar, o sapkınlar ve İblîs’in yandaşları toptan tepetaklak cehenneme atılırlar.
وَجُنُودُ اِبْل۪يسَ اَجْمَعُونَۜ٩٥95Artık onlar, o sapkınlar ve İblîs’in yandaşları toptan tepetaklak cehenneme atılırlar.
قَالُوا وَهُمْ ف۪يهَا يَخْتَصِمُونَۙ٩٦96Orada onlar birbirleriyle çekişerek şöyle derler:
تَاللّٰهِ اِنْ كُنَّا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۙ٩٧97-98"Vallahi, biz sizi âlemlerin rabbi ile eşit tutarken gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.
اِذْ نُسَوّ۪يكُمْ بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ٩٨
وَمَٓا اَضَلَّـنَٓا اِلَّا الْمُجْرِمُونَ٩٩99Bizi ancak o günaha batmış olanlar saptırdı.
فَمَا لَنَا مِنْ شَافِع۪ينَۙ١٠٠100-101Şimdi bizim ne şefaatçilerimiz var ne de samimi bir dostumuz.
وَلَا صَد۪يقٍ حَم۪يمٍ١٠١
فَلَوْ اَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ١٠٢102Ah keşke bizim için bir dönüş daha olsa da müminlerden olsak!"
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ١٠٣103İşte bu anlatılanlarda elbet alınacak büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟١٠٤104Şüphesiz rabbin, işte O, mutlak güç ve engin merhamet sahibidir.
كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ١٠٥105Nûh kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladılar.
اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ نُوحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ١٠٦106Kardeşleri Nûh onlara şöyle demişti: "İnkârdan sakınmayacak mısınız?
اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ١٠٧107Bakınız ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ١٠٨108Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۚ١٠٩109Bunun için sizden bir karşılık beklemiyorum. Benim ecrimi vermek yalnız âlemlerin rabbine aittir.
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۜ١١٠110Artık Allah’a isyandan sakının ve bana itaat edin."
قَالُٓوا اَنُؤْمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الْاَرْذَلُونَۜ١١١111Şöyle cevap verdiler: "Seni toplumun en aşağı kesiminin izlediğini göre göre sana iman eder miyiz!"
قَالَ وَمَا عِلْم۪ي بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَۚ١١٢112Nûh dedi ki: "Onların vaktiyle ne yaptıklarını bilmem.
اِنْ حِسَابُهُمْ اِلَّا عَلٰى رَبّ۪ي لَوْ تَشْعُرُونَۚ١١٣113Onların hesabı ancak rabbime aittir. Düşünseydiniz bunu anlardınız!
وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ١١٤114Ben iman etmiş kimseleri kovacak değilim.
اِنْ اَنَا۬ اِلَّا نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۜ١١٥115Ben sadece gerçekleri apaçık ortaya koyan bir uyarıcıyım."
قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ۬ يَا نُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمَرْجُوم۪ينَۜ١١٦116"Ey Nûh!" dediler, "Bu işten vazgeçmezsen, kesinlikle sen de taşlanacaksın!"
قَالَ رَبِّ اِنَّ قَوْم۪ي كَذَّبُونِۚ١١٧117Nûh, "Rabbim!" dedi, "Kavmim beni yalancılıkla suçluyor.
فَافْتَحْ بَيْن۪ي وَبَيْنَهُمْ فَتْحاً وَنَجِّن۪ي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ١١٨118Artık benimle onların arasındaki durumu sen hükmünle açıklığa kavuştur, beni ve beraberimdeki müminleri kurtar!"
فَاَنْجَيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۚ١١٩119Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri, o her şeyle dopdolu geminin içinde kurtardık.
ثُمَّ اَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاق۪ينَۜ١٢٠120Sonra geri kalanları da sulara gömdük.
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ١٢١121Doğrusu anlayanlar için bu kıssada büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟١٢٢122Şüphesiz rabbin, işte O, mutlak güçlüdür, engin merhamet sahibidir.
كَذَّبَتْ عَادٌۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ١٢٣123Âd kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladılar.
اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ هُودٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ١٢٤124Kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: "Allah’a karşı gelmekten sakınmıyor musunuz?
اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ١٢٥125Ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ١٢٦126Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ١٢٧127Bunun için sizden bir karşılık beklemiyorum. Benim ecrimi vermek yalnız âlemlerin rabbine aittir.
اَتَبْنُونَ بِكُلِّ ر۪يعٍ اٰيَةً تَعْبَثُونَۙ١٢٨128Siz boş şeylerle uğraşarak her yüksek yere bir anıt mı dikersiniz?
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِـعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَۚ١٢٩129Temelli kalacağınızı umarak mı büyük konaklar yaparsınız?
وَاِذَا بَطَشْتُمْ بَطَشْتُمْ جَبَّار۪ينَۚ١٣٠130Gücünüzü hep zalim zorbalar gibi mi kullanırsınız?
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ١٣١131Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.
وَاتَّقُوا الَّـذ۪ٓي اَمَدَّكُمْ بِمَا تَعْلَمُونَۚ١٣٢132-134Bildiğiniz şeyleri size veren, size sürüler, oğullar, bağlar, pınarlar ihsan eden Allah’a karşı gelmekten sakının.
اَمَدَّكُمْ بِاَنْعَامٍ وَبَن۪ينَۙ١٣٣
وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍۚ١٣٤
اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍۜ١٣٥135Doğrusu sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum."
قَالُوا سَوَٓاءٌ عَلَيْنَٓا اَوَعَظْتَ اَمْ لَمْ تَكُنْ مِنَ الْوَاعِظ۪ينَۙ١٣٦136Şöyle cevap verdiler: "Sen öğüt versen de vermesen de bizce birdir."
اِنْ هٰذَٓا اِلَّا خُلُقُ الْاَوَّل۪ينَۙ١٣٧137"Bu, öncekilerin tuttuğu yoldan başkası değildir.
وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَۚ١٣٨138Bu yüzden azaba uğratılacak da değiliz."
فَكَذَّبُوهُ فَاَهْلَكْنَاهُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ١٣٩139Böylece onu yalancılıkla suçladılar; biz de onları helâk ettik. Doğrusu bu anlatılanlarda büyük bir ibret vardır ama çokları inanmazlar.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟١٤٠140Şüphesiz rabbin, işte O, mutlak güç ve engin merhamet sahibidir.
كَذَّبَتْ ثَمُودُ الْمُرْسَل۪ينَۚ١٤١141Semûd kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ صَالِحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ١٤٢142Kardeşleri Sâlih onlara şöyle demişti: "Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?
اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ١٤٣143Bakınız, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ١٤٤144Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ١٤٥145Bunun için sizden bir karşılık beklemiyorum. Benim ecrimi vermek yalnız âlemlerin rabbine aittir.
اَتُتْرَكُونَ ف۪ي مَا هٰهُنَٓا اٰمِن۪ينَۙ١٤٦146-149Siz burada, bahçelerin, pınarların içinde; ekinlerin, meyveleri uç vermiş hurma ağaçlarının arasında güven içinde bırakılacağınızı ve dağlardan ustaca evler oyup yapmaya devam edebileceğinizi mi sanıyorsunuz?
ف۪ي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ١٤٧
وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَض۪يمٌۚ١٤٨
وَتَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتاً فَارِه۪ينَۚ١٤٩
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ١٥٠150Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.
وَلَا تُط۪يعُٓوا اَمْرَ الْمُسْرِف۪ينَۙ١٥١151-152Yeryüzünde düzeni bozan ama düzeltmeye yanaşmayan aşırıların istediklerini yapmayın."
اَلَّذ۪ينَ يُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ١٥٢152Yeryüzünde düzeni bozan ama düzeltmeye yanaşmayan aşırıların istediklerini yapmayın."
قَالُٓوا اِنَّـمَٓا اَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّر۪ينَۚ١٥٣153Dediler ki: "Kuşkusuz sen, kendisine büyü yapılmış birisin!
مَٓا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۚ فَأْتِ بِاٰيَةٍ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ١٥٤154Sen de yalnızca bizim gibi bir insansın. Eğer doğru sözlü isen, haydi bize bir mûcize getir."
قَالَ هٰذِه۪ نَاقَةٌ لَهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَعْلُومٍۚ١٥٥155-156Sâlih, "İşte (mûcize) bu dişi devedir; onun bir su içme hakkı vardır, belli bir günün içme hakkı da sizindir; sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa büyük bir günün azabı yakanıza yapışır" dedi.
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ١٦٠160Lût kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
قَالُوا لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ۬ يَا لُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمُخْرَج۪ينَ١٦٧167"Ey Lût!" dediler, "Bu tutumundan vazgeçmezsen iyi bil ki sen de kovulacaksın!"
قَالَ اِنّ۪ي لِعَمَلِكُمْ مِنَ الْقَال۪ينَۜ١٦٨168Lût, "Doğrusu ben bu yaptığınızdan dolayı sizden nefret ediyorum" dedi.
رَبِّ نَجِّن۪ي وَاَهْل۪ي مِمَّا يَعْمَلُونَ١٦٩169"Rabbim! Beni ve ailemi, bunların yapmakta olduklarının vebalinden kurtar" diye dua etti.
فَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَـهُٓ اَجْمَع۪ينَۙ١٧٠170-171Bunun üzerine geride kalanlar arasındaki yaşlı kadın müstesna, onu ve bütün ailesini kurtardık.
اِلَّا عَجُوزاً فِي الْغَابِر۪ينَۚ١٧١
ثُمَّ دَمَّرْنَا الْاٰخَر۪ينَۚ١٧٢172Sonra diğerlerini helâk ettik.
وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَراًۚ فَسَٓاءَ مَطَرُ الْمُنْذَر۪ينَ١٧٣173üzerlerine de görülmemiş bir yağmur yağdırdık, sonunda önceden uyarılmış olanların yağmuru korkunç oldu.
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ١٧٤174Elbet bunda büyük bir ibret vardır; fakat çokları iman etmezler.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟١٧٥175Şüphesiz rabbin, işte O, mutlak güç ve engin merhamet sahibidir.
كَذَّبَ اَصْحَابُ لْـَٔيْكَةِ الْمُرْسَل۪ينَۚ١٧٦176Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla suçladı.
اِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ١٧٧177Şuayb onlara şöyle demişti: "Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?
اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ١٧٨178Bakınız ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ١٧٩179Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ١٨٠180Bunun için sizden bir karşılık beklemiyorum. Benim ecrimi vermek yalnız âlemlerin rabbine aittir.
اَوْفُوا الْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُخْسِر۪ينَۚ١٨١181Ölçüyü tam tutun, eksik verenlerden olmayın.
وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَق۪يمِۚ١٨٢182Doğru terazi ile tartın.
وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ اَشْيَٓاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَۚ١٨٣183İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın, bozgunculuk yaparak yeryüzünde karışıklık çıkarmayın.
وَاتَّقُوا الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ وَالْجِبِلَّةَ الْاَوَّل۪ينَۜ١٨٤184Sizi ve önceki nesilleri yaratana saygılı olun."
قَالُٓوا اِنَّـمَٓا اَنْتَ مِنَ الْمُسَحَّر۪ينَۙ١٨٥185Şöyle cevap verdiler: "Sen, gerçekten büyü yapılmış birisin!
وَمَٓا اَنْتَ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَا وَاِنْ نَظُنُّكَ لَمِنَ الْكَاذِب۪ينَۚ١٨٦186Sen de sadece bizim gibi bir beşersin. Biz senin kuşkusuz yalancılardan biri olduğuna inanıyoruz.
فَاَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفاً مِنَ السَّمَٓاءِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَۜ١٨٧187Eğer doğru sözlü isen, haydi üstümüze gökten azap yağdır."
قَالَ رَبّ۪ٓي اَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ١٨٨188Şuayb, "Yaptıklarınızı en iyi bilen rabbimdir" dedi.
فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِۜ اِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ١٨٩189Onu yalancılıkla suçladılar, derken gölge gününün azabı üzerlerine çöküverdi. O gerçekten büyük bir günün azabıydı!
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ١٩٠190Doğrusu almak isteyenler için bunda büyük bir ders vardır; ama çokları iman etmezler.
وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟١٩١191Şüphesiz rabbin, işte O, mutlak güç ve engin merhamet sahibidir.
وَاِنَّهُ لَتَنْز۪يلُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ١٩٢192Şüphesiz bu Kur’an âlemlerin rabbi tarafından indirilmiştir.
نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْاَم۪ينُۙ١٩٣193-195Onu, senin kalbine uyarıcılardan olasın diye açık bir Arapça ile Rûhulemîn indirmiştir.
عَلٰى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِر۪ينَۙ١٩٤
بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُب۪ينٍۜ١٩٥
وَاِنَّهُ لَف۪ي زُبُرِ الْاَوَّل۪ينَ١٩٦196O Kur’an, şüphesiz öncekilerin kitaplarında da vardır.
اَوَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ اٰيَةً اَنْ يَعْلَمَهُ عُلَمٰٓؤُ۬ا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۜ١٩٧197İsrâiloğulları bilginlerinin bunu bilmesi onlar için bir delil değil midir?
وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلٰى بَعْضِ الْاَعْجَم۪ينَۙ١٩٨198-199Kur’an’ı Arap olmayanlardan birine indirseydik de onu onlara okusaydı, yine iman etmezlerdi.
فَقَرَاَهُ عَلَيْهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ مُؤْمِن۪ينَۜ١٩٩
كَذٰلِكَ سَلَكْنَاهُ ف۪ي قُلُوبِ الْمُجْرِم۪ينَۜ٢٠٠200Onu (inkârı) günahkârların zihinlerine böyle soktuk.
لَا يُؤْمِنُونَ بِه۪ حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَل۪يمَۙ٢٠١201Onlar, sonunda can yakıcı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
فَيَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَۙ٢٠٢202O azap farkında olmadan kendilerine ansızın geliverir.
فَيَقُولُوا هَلْ نَحْنُ مُنْظَرُونَۜ٢٠٣203Sonra, "Bize yeni bir süre verilir mi acaba?" diyecekler.
اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ٢٠٤204O halde (şimdi gelsin diyerek) azabımızın çabuklaşmasını mı istiyorlar?
اَفَرَاَيْتَ اِنْ مَتَّعْنَاهُمْ سِن۪ينَۙ٢٠٥205-206Ne dersin? Biz onları yıllarca nimetlerden faydalandırmışsak, sonra da kendilerine vaad edilen azap başlarına gelmişse!
ثُمَّ جَٓاءَهُمْ مَا كَانُوا يُوعَدُونَۙ٢٠٦
مَٓا اَغْنٰى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يُمَتَّعُونَۜ٢٠٧207Senelerce yararlandırıldıkları nimetler onlara ne fayda sağlamıştır?
وَمَٓا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا لَهَا مُنْذِرُونَۗۛ٢٠٨208-209Kaldı ki biz, öğüt vermek üzere uyarıcılar göndermeden hiçbir ülke halkını yok etmemişizdir. Biz zalim değiliz.
ذِكْرٰى۠ۛ وَمَا كُنَّا ظَالِم۪ينَ٢٠٩
وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ الشَّيَاط۪ينُ٢١٠210-211Onu (ilâhî öğüdü) şeytanlar indirmedi. Bu onların yapacağı iş değildir, zaten buna güçleri de yetmez.
وَاَنْذِرْ عَش۪يرَتَكَ الْاَقْرَب۪ينَۙ٢١٤214Yakın akrabanı da uyar.
وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ اتَّـبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَۚ٢١٥215Sana uyan müminlere kol kanat ger.
فَاِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ اِنّ۪ي بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَۚ٢١٦216Şayet sana karşı gelirlerse de ki: "Ben sizin yaptıklarınızdan kesinlikle uzağım."
وَتَوَكَّلْ عَلَى الْعَز۪يزِ الرَّح۪يمِۙ٢١٧217-219Sen, O, mutlak güçlü ve engin merhamet sahibi olan, huzurunda durduğun ve secde edenler içinde halden hale girdiğin zaman seni gören Allah’a güvenip dayan.
اَلَّذ۪ي يَرٰيكَ ح۪ينَ تَقُومُۙ٢١٨
وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِد۪ينَ٢١٩
اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ٢٢٠220Her şeyi işiten, bilen O’dur.
هَلْ اُنَبِّئُكُمْ عَلٰى مَنْ تَنَزَّلُ الشَّيَاط۪ينُۜ٢٢١221Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?
تَنَزَّلُ عَلٰى كُلِّ اَفَّاكٍ اَث۪يمٍۙ٢٢٢222Onlar günaha, iftiraya düşkün olan herkese inerler (onlara kötülüğü telkin ederler).
يُلْقُونَ السَّمْعَ وَاَكْثَرُهُمْ كَاذِبُونَۜ٢٢٣223Bunlar, (şeytanlara) kulak verirler, çoğu da yalancıdır.
وَالشُّعَرَٓاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُ۫نَۜ٢٢٤224Şairlere gelince, onlara da yoldan sapmışlar uyarlar.
اَلَمْ تَرَ اَنَّهُمْ ف۪ي كُلِّ وَادٍ يَه۪يمُونَۙ٢٢٥225-226Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmez misin?
وَاَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَۙ٢٢٦
اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَذَكَرُوا اللّٰهَ كَث۪يراً وَانْتَصَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُواۜ وَسَيَعْلَمُ الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ٢٢٧227Ancak iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlar, Allah’ı çokça ananlar ve haksızlığa uğratıldıktan sonra kendilerini savunanlar başkadır. Haksızlık edenler, neye nasıl dönüşeceklerini (başlarına nelerin geleceğini) yakında görecekler.
Sureler Furkân Şuarâ Neml