Sureler Hâkka Meâric Nûh
70 - Meâric (yükseliş yolu) Suresi
سَاَلَ سَٓائِلٌ بِعَذَابٍ وَاقِعٍۙ١1-3Birisi, huzuruna yükselmenin birçok yolu bulunan Allah katından inkârcılar için gelecek olan ve hiç kimsenin savamayacağı azabın gelmesini istedi.
لِلْكَافِر۪ينَ لَيْسَ لَهُ دَافِـعٌۙ٢
مِنَ اللّٰهِ ذِي الْمَعَارِجِۜ٣
تَعْرُجُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَالرُّوحُ اِلَيْهِ ف۪ي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْس۪ينَ اَلْفَ سَنَةٍۚ٤4Melekler ve rûh O’na, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselip çıkar.
فَاصْبِرْ صَبْراً جَم۪يلاً٥5Şimdi sen güzelce sabret.
اِنَّهُمْ يَرَوْنَهُ بَع۪يداًۙ٦6Doğrusu onlar o azabı ihtimalden uzak görüyorlar.
وَنَرٰيهُ قَر۪يباًۜ٧7Biz ise onu yakın görmekteyiz.
يَوْمَ تَكُونُ السَّمَٓاءُ كَالْمُهْلِۙ٨8O gün gökyüzü erimiş maden gibi olur.
وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِۙ٩9Dağlar da atılmış renkli yüne döner.
وَلَا يَسْـَٔلُ حَم۪يمٌ حَم۪يماًۚ١٠10Dost dostunun halini sormaz olur.
يُبَصَّرُونَهُمْۜ يَوَدُّ الْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَد۪ي مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍ بِبَن۪يهِۙ١١11-14Halbuki birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kişi, o günün azabı karşısında ister ki oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran bütün ailesini ve yeryüzünde kim varsa herkesi fidye olarak versin de kendisini kurtarsın!
وَصَاحِبَتِه۪ وَاَخ۪يهِۙ١٢12Halbuki birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kişi, o günün azabı karşısında ister ki oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran bütün ailesini ve yeryüzünde kim varsa herkesi fidye olarak versin de kendisini kurtarsın!
وَفَص۪يلَتِهِ الَّت۪ي تُـْٔو۪يهِۙ١٣13Halbuki birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kişi, o günün azabı karşısında ister ki oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran bütün ailesini ve yeryüzünde kim varsa herkesi fidye olarak versin de kendisini kurtarsın!
وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاًۙ ثُمَّ يُنْج۪يهِۙ١٤14Halbuki birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kişi, o günün azabı karşısında ister ki oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran bütün ailesini ve yeryüzünde kim varsa herkesi fidye olarak versin de kendisini kurtarsın!
كَلَّاۜ اِنَّهَا لَظٰىۙ١٥15-16Fakat ne mümkün! Bilinmeli ki o (cehennem) alev alev yanan, derileri kavurup soyan bir ateştir.
نَزَّاعَةً لِلشَّوٰىۚ١٦16Fakat ne mümkün! Bilinmeli ki o (cehennem) alev alev yanan, derileri kavurup soyan bir ateştir.
تَدْعُوا مَنْ اَدْبَرَ وَتَوَلّٰىۙ١٧17Haktan yüz çevirip uzaklaşmak isteyeni ve mal toplayıp üstüne oturanı kendine çağırır.
وَجَمَعَ فَاَوْعٰى١٨18Haktan yüz çevirip uzaklaşmak isteyeni ve mal toplayıp üstüne oturanı kendine çağırır.
اِنَّ الْاِنْسَانَ خُلِقَ هَلُوعاًۙ١٩19Gerçekten insan pek tahammülsüz bir tabiatta yaratılmıştır.
اِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ جَزُوعاًۙ٢٠20Başına bir fenalık geldi mi sızlanır durur.
وَاِذَا مَسَّهُ الْخَيْرُ مَنُوعاًۙ٢١21Ama ona bir nimet nasip olursa kendisinden başkasını yararlandırmaz.
اِلَّا الْمُصَلّ۪ينَۙ٢٢22Ancak namaz kılanlar başka;
اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ دَٓائِمُونَۖ٢٣23Namazlarını devamlı kılanlar;
وَالَّذ۪ينَ ف۪ٓي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ مَعْلُومٌۙ٢٤24-25İsteyene ve yoksun kalmışa mallarından belli bir hak tanıyanlar;
لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِۖ٢٥
وَالَّذ۪ينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ الدّ۪ينِۖ٢٦26Hesap gününün doğruluğuna inananlar;
وَالَّذ۪ينَ هُمْ مِنْ عَذَابِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَۚ٢٧27-28Rablerinin azabından çekinenler -ki rablerinin azabı karşısında asla güven içinde olunamaz-;
اِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍۚ٢٨
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَۙ٢٩29-31İffetlerini koruyanlar -ki eşleri ve câriyeleri bunun dışında olup bundan dolayı kınanmazlar; ama kim bunun ötesine geçmeye kalkışırsa böyleleri sınırı aşanların ta kendileridir-;
اِلَّا عَلٰٓى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُوم۪ينَۚ٣٠
فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَٓاءَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْعَادُونَۚ٣١
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۖ٣٢32Emanetlerine ve ahidlerine riayet edenler;
وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِشَهَادَاتِهِمْ قَٓائِمُونَۖ٣٣33Şahitliklerini dosdoğru yapanlar;
وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَۜ٣٤34Namazlarının gereklerini titizlikle yerine getirenler;
اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي جَنَّاتٍ مُكْرَمُونَۜ۟٣٥35İşte bunlar cennetlerde ağırlanırlar.
فَمَا لِ‌الَّذ۪ينَ كَفَرُوا قِبَلَكَ مُهْطِع۪ينَۙ٣٦36-37O inkârcılara ne oluyor ki (inkâr veya alay etmek için) grup grup sağdan soldan sana doğru koşuyorlar.
عَنِ الْيَم۪ينِۙ وَعَنِ الشِّمَالِ عِز۪ينَ٣٧
اَيَطْمَعُ كُلُّ امْرِئٍ مِنْهُمْ اَنْ يُدْخَلَ جَنَّةَ نَع۪يمٍۙ٣٨38üstelik bir de onlardan her biri nimetler cennetine yerleştirileceğini mi umuyor?
كَلَّاۜ اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِمَّا يَعْلَمُونَ٣٩39Asla! Biz onları, şu bildikleri şeyden yaratmışızdır.
فَلَٓا اُقْسِمُ بِرَبِّ الْمَشَارِقِ وَالْمَغَارِبِ اِنَّا لَقَادِرُونَۙ٤٠40-41Doğuların ve batıların rabbine yemin ederim ki, onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter, kimse bizim önümüze geçemez.
عَلٰٓى اَنْ نُبَدِّلَ خَيْراً مِنْهُمْۙ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوق۪ينَ٤١
فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا وَيَلْعَبُوا حَتّٰى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذ۪ي يُوعَدُونَۙ٤٢42Bırak onları, kendilerine geleceği hususunda uyarıldıkları güne ulaşıncaya kadar boş şeylere dalıp oyalanadursunlar!
يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ الْاَجْدَاثِ سِرَاعاً كَاَنَّهُمْ اِلٰى نُصُبٍ يُوفِضُونَۙ٤٣43O gün onlar, bir hedefe çabucak varmak istercesine süratle kabirlerinden çıkarlar.
خَاشِعَةً اَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۜ ذٰلِكَ الْيَوْمُ الَّذ۪ي كَانُوا يُوعَدُونَ٤٤44O sırada gözlerine korku çökmüş, perişan olmuşlardır. İşte başlarına geleceği konusunda uyarıldıkları gün o gündür.
Sureler Hâkka Meâric Nûh